Yoksa Sizde Öfkelenmekten Korkanlardan mısınız ?

 

Yoksa Sizde Öfkelenmekten Korkanlardan mısınız ?

Yoksa Sizde Öfkelenmekten Korkanlardan mısınız ?

Begüm Eriçsönmez GKL Mezunu

Pandemi sürecinin uzaması, kısıtlamaların yeniden gündeme gelmesi ve günden güne birçok psikososyal ihtiyacımızın karşılanamaması veya azami boyutta karşılanabilmesi nedeniyle çeşitli zorlanmalar yaşadığımızı söylemek mümkün. Bu zorlanmalar genellikle, duyguları kontrol etmekte sorun olarak karşımıza çıkabiliyor. Özellikle öfke ve tahammülsüzlüğün arttığı şu günlerde kendi öfkemle konuşurken bu konuşmayı kaleme almanın hem bana hem de okuyuculara iyi gelmesini umuyorum.

 Son zamanlarda duygularımızı yaşamaktan ne kadar korktuğumuzu, onlardan kaçtığımızı gözlemledim. Bahsedilen duygular elbette sizlerin de tahmin edilebileceği gibi "olumsuz duygular". Ben genellikle bu duyguları "olumsuz duygular" olarak nitelendirmekten hoşlanmıyorum aslında. Duygunun olumlu veya olumsuz olma durumuna, duygunun kendisinden çok işaret ettiği durundan kaynaklı olabilir diye yaklaşmayı yeğliyorum. Üzüntü, korku, öfke...  Sanki düşmanlarımızmış gibi, sanki hissedilmemeli gibi, sanki varlıkları bile doğamıza aykırı gibi yaklaşmak bizleri duygunun eşlik ettiği, işlevsiz düşünce ve davranış döngüsüne daha da hapsetmekten başka bir işe yaramıyor. Halbuki sadece duygunun gelip gitmesine izin versek, o anda kalarak duyguyu deneyimlesek, biraz nefes alıp duygunun bize ne demeye çalıştığını anlasak, duyguların bizler için bir düşman değil aslında bize yardımcı olmaya çalışan bir işaret sistemi olduklarını görebileceğiz.

 Duygular renk renktir. Bazen iyi hissettirir bazen de kötü. Duygular genellikle bizlere bir zorlanma, karşılanmamış ihtiyaç, bir kayıp vs. gibi durumlara karşı uyarı verir. Biraz önce de dediğim gibi, duyguların işaret ettiği şeyi görmek ve altında yatan esas durumu iyi okumak hayatımızı kolaylaştıracaktır. Duygularımız içerisinde işaret ettiği şeyi okumakta, kontrolde ve nedenini anlamakta belki de  en çok zorlandıklarımızın başında öfke geliyor. Adı bir yerde geçerken bile korktuğumuz, bazen "öfkelendim" demekten bile çekindiğimiz, öfkelenmemek için çaba harcadığımız bir duyguya dönüştüğünü düşünüyorum öfkenin veya benim için böyle.... Öncelikle öfkenin bir düşman olmadığını, çok doğal biir duygu olduğunu bir hatırlamalı. Daha sonra hangi durumlarda öfkelendiğimize bir bakmalıyız. Böylece varoluşsal olan bu duyguyu kabul etmek ve daha sonra öfkenin gelişini sürpriz olmaktan çıkarmak ve belirsizliği bir miktar ortadan kaldırmak bizi rahatlatıcaktır. Sonuçta insan varoluşundan ötürü belirsizliği sevmez ve ipleri kendi elinde ister :) Genel çerçeveden bakacak olursak; sınır ihlalleri, gücümüzü yitirdiğimizi düşündüğümüz zamanlar, kayıplar, ihtiyaçlarımızın karşılanmaması, hak ihlalleri gibi durumlarda öfkeyi hissederiz. Bunlar dışında öfke başka bir duyguyu kamufle edecek şekilde de ortaya çıkabilir. Örneğin üzgünsünüzdür ancak bu durumu dışarıya yansıtmak istemediğiniz için öfkeyle kendinizi ifade edebilirsiniz veya üzüntüyü ifade etmeyi tam olarak bilemediğiniz için de öfke ile bu duyguyu kamufle edebilirsiniz. Bu gibi durumlarda kendinize, "Şu an gerçekten ne hissediyorum?" "Öfkemi ne tetikliyor?" gibi sorular sormak öfkenin altında yatan duyguyu bulma konusunda bir miktar yardımcı olacaktır. 

Ne yapalım bu öfkeyle peki, nasıl baş edelim ? Diğer duygulardan hiçbir farkının olmaması, yıkıcı olmadığı sürece ifadesinin çok normal olduğu, varoluşsal bir durum olduğunu kabul etmekle sanırım işe başlamak lazım, bir de derin bir nefes alarak :) Öfke aslında sürprizleri çokta seven bir duygu değildir. Bu nedenle gelirken bizlere çeşitli haberler verir. Ellerimiz terler, sıcak basar, bazı bireylerde yüz kızarması olabilir, nefes alış verişi hızlanır, kalp atışı hızlanır vs. gibi fiziksel tepkiler öfkenin habercisi olur genellikle ve bu gibi belirtileri kendiniz için bir uyarıcı olarak kullanabilirsiniz. Fiziksel belirtiler başladığında derin derin nefes alıp bir miktar gevşemeyi sağlamak, bulunulan ortamdan bir süreliğine uzaklaşmak, biraz beklemek öfkenin yıkıcı bir tepki şeklinde ortaya çıkmasına engel olmak için kullanılabilir. Öfkeyi tanımak, bilmek, hangi durumlarda ortaya çıkacağını keşfetmek öfkeyle baş etmede ilk adım diye düşünüyorum. İkinci adım olarak etkili iletişim yöntemlerini kullanarak öfkeyi dışa döndürmek, burada yıkıcı ve şiddet içeren durumları ayrı tutumak lazım, içe dönük olarak ise öfkeyi hissetmeye izin vermek, sakinleşmek için nelere ihtiyacının olduğunu keşfetmek, tekrar eden bir problem veya durum karşısında öfkeleniyorsak bu tema üzerinden çözüm bulmaya çalışmak öfkeyi kontrol etmede kullanılabilecek yöntemlerdir. 

 Yazının başında da söylediğim gibi, pandemi birçok yönden bizleri kısıtladı ve engelledi. Bu kısıtlanma ve engellenmişlik durumları öfkeyi tetikleyebilir. Bunun çok normal olduğunu ve yaşanabileceğini kendimize zaman zaman hatırlatmanın değerli olduğunu düşünüyorum. Yukarıda bahsedilen yöntemlere ek, özellikle pandemi sürecinde öz bakımı ihmal etmemek, kendimize "kötü hissetme" konusunda izin vermek, benim gibi mükemmelliyetçi bir kişiliğiniz varsa bu özelliğinizi bir süreliğine kenara bırakmak, olayları kişisel algılamamak süreci kolaylaştıracak ve öfkeyi kontrolde yardımcı olacaktır. Son paragrafta sizlerin karşısında kendime not ve minik bir hatırlatma olsun :)

Benzer Gönderiler...

2020'li yıllara damga vuracak çalışma şekli: Dijital Göçebelik

Koronavirüs dolayısıyla remote ve freelance çalışmanın popülerliği gün geçtikçe artıyor. Türkiye’de henüz pek bilinmeyen, Y Kuşağı’nın geliştirdiği yeni çalışma şekillerinden yalnızca biri olan dijital göçebelik, Dünya üzerinde birçok ülkede özellikle yazılım ve iletişim sektöründe son derece yaygın. Birçok beyaz yakalıya bir ütopya gibi gelebilecek hem seyahat etme hem de profesyonel hayatta ilerleme fikri dijital göçebelik ile ulaşılabilir hale geliyor.