PLATFORM

 

PLATFORM

PLATFORM

Emine Yıldız GKL Mezunu

Netflix’in tüm dünyada yayına açmasıyla birlikte popülerliği artan İspanyol yapımı bir film: The Platform (Orijinal ismi: El hoyo) Spoiler içerir!

Filmi izledikten sonra zihnimde oluşan bin bir türlü fikri netleştirmek ve eleştirmek için internetten film hakkında eleştiriler okumaya başladım. Bunlardan en beğendiğim  siteden alıntı yaparak kendi fikirlerimi sizinle paylaşacağım. 

    Dini ve edebi göndermelerine rağmen The Platform’un asıl derdi kapitalizm ve gelir dağılımındaki eşitsizlik. Alt kattakiler El hoyo’nun çarpık düzeninin farkında olsalar da ellerinden bir şey gelmiyor. Üst katlara çıktıklarında ise geldikleri yeri unutup, elde edebildikleri kadar fazla şey elde etmeye çalışıyorlar. Aslında herkese yetebilecek kadar yiyecek varken sürekli birileri aç kalıyor, yemek için savaşıyor, birbirini öldürüyor. Günün sonunda El hoyo’da üç tür insan yaşıyor: “Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler.”

    Goreng’in filmin sonunda en alt kattakilere yemek ulaştırma misyonunu bir kenara bırakıp, sıfırıncı katta çalışanlara bir mesaj göndermeye karar vermesi de buradan çıkıyor. Goreng ve Baharat alt katlara indikçe, durumun vahametinin farkında olan insanları ikna etmek daha kolay bir hâl alıyor. Ancak sistemi değiştirme gücü olmayan bu insanları ikna etmek, örgütlemek, tek başına yeterli olmuyor. Geriye çok daha zorlu bir görev kalıyor. En üsttekilerin, yönetimdekilerin umursamasını sağlamak. Bu noktada devreye ufak kız giriyor. Geleceğin ve masumiyetin sembolü olan bu ufak kızın, yönetimi ve ona hizmet edenleri umursamaya zorlayacağı varsayılıyor. Bu varsayımın nasıl sonuç verdiği ise gösterilmiyor. 

    Filmde dikkat çeken bir diğer karakter ise Miharu. Zira Asyalı bir göçmen olduğu aşikâr olan bu karakter, en üstten en alta her katta mücadele vermek zorunda kalıyor. Goreng dışında kimse Miharu’nun başına ne geldiğini umursamıyor. Yaptığı hiçbir şey için sorumluluk almayan, televizyonunu camdan atarak öldürdüğü göçmenin zaten orada olmaması gerektiğini savunan Trimagasi’nin Miharu’ya özel bir nefretle yaklaşması da bundan kaynaklanıyor. Ayrıca film boyunca Miharu ile diğer karakterler arasında hiçbir sözlü iletişimin kurulmaması da karakterin derdini bile anlatmakta sorun yaşayan göçmenlerin bir temsili olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: https://www.filmloverss.com/the-platform-el-hoyo/)

    Genel hatlarıyla bu şekilde ilerleyen filmi izledikten ve koronavirüs paniğiyle birlikte yapılan alışverişler ve harcamalar üzerine binlerce haber duyduktan sonra fikirlerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

    Normal günlük yaşantımızda da aslında var olan gelir eşitsizliğinin sonuçları pandemi sürecinde daha da alevlendi. Binlerce insan etrafındakini düşünmeden, bilinçsizce, aç gözlülükle marketlere koştu. O da yetmedi e-ticaret sitelerini çökertti. Sosyal medyada “Influencer” etkisiyle gerekli gereksiz sayısız alışveriş yapıldı.

    Covid-19 salgını ile birlikte sadece fiziksel mağazalarda değil online mağaza ve alışveriş sitelerindeki stokların da tükendiği gerçeğini hepimiz biliyoruz. Peki aslında bu yaşadığımız durum Platform filminde “yukarıdakiler”i anımsatmadı mı size de? Filmde kullanılan terim tabiriyle “Aşağıdakiler” sizce de mağdur olmadı mı? 

    Bu süreçte markete gittiğimde ne zaman boş raf görsem, sanki bir üründen çokça alan kişilerin “Ben yiyebileceğimden/ kullanabileceğimden fazlası bile olsa alayım yeter ki aç kalmayayım, başkaları da kapsaymış” dediğini duyar gibi oluyorum.  Tıpkı nerden geldiğini unutan Yukarıdakiler” gibi. 

Koronavirüs salgını ile birlikte yapılan stok alışverişleri yüzünden çocuğuna alacak bebek bezi bulamayan annenin isyanını hatırlayalım tekrar (eğer unuttuysak tabi): 

“Senin gibi 20 bez birden alacak param yoksa bebeğimin altını nasıl değiştirebilirim?”

İşte, umursamadan ve şuursuzca yapılan onca harcamanın sonuçları:

  • Gözyaşı
  • Kalp kırıklıkları
  • Hüzün
  • Korku
  • Mağduriyet

    Yukarda saydığım beş maddeyi Platform filminde rahatlıkla görebileceğiniz gibi malesef tecrübe edenleriniz de olmuş olabilir. Aslında filmin de iletmeye çalıştığı mesaj gibi;

    Dünyada insanlara eşit dağılımı sağlandığı takdirde büyük ölçüde yeterli olacak kaynaklar mevcut. İnsanoğlu yapabildiği kadar çok şeyi eline geçirmek isteğinden vazgeçerse ya da en azından bastırabilirse, insan insanın göz yaşı olmaktan kurtulur. 

 

Benzer Gönderiler...

Merkez Bankası mı? Borsa İstanbul mu?

Kariyerimize sağlam temeller atmayı eğitim hayatımızın hangi döneminde düşünmeliyiz? Koskoca eğitim öğretim döneminde ne kadar staj yaptık? Ne kadarında başarılı olup devam edebildik? Bu yazımda Merkez Bankası, Borsa İstanbul ve Sermaye Piyasası staj ve eğitimlerinden bahsedelim mi? Ne dersiniz? Haydi bakalım.

Girişimcilik Yolunda Kadın Olmak!

Kadın olmak hayli zor iken bir de girişimci mi olacaksın? Evet olacaksın! Ama önce, girişimcilik yolunda karşına çıkacak zorlukları bilmelisin. Ve, seninle zorluklara karşı yanında duracakları bilmelisin...